Göl Kıyısında Bir Yaz Hikayesi
Mert için yaz tatili hep aynıydı: güneşli sabahlar, denizin tuzlu kokusu ve dalgaların kıyıya vuran sesleri… Ailesi her yaz sahil kasabasındaki küçük yazlıklarına giderdi. Ama bu yıl her şey farklıydı. Annesi iş yerinde önemli bir projeye dahil olmuştu ve uzun süre şehirden ayrılamayacaktı. Bu yüzden Mert’in yaz tatilini anneannesinin yanında, göl kıyısındaki sakin bir kasabada geçirmesi kararlaştırıldı.
Mert ilk kez yalnız tren yolculuğu yapacaktı. Trene binerken annesi onu öpüp sıkıca sarıldı, eline küçük bir defter ve kalem tutuşturdu: “Gördüklerini yaz ya da çiz, sonra bana anlatırsın,” dedi. Mert tren camından dışarı bakarken, sonsuz gibi uzanan tarlalar ve uzaktaki ağaçları izledi. İçinden “Keşke yine denize gitseydik,” diye geçirdi. Dalgaların sesi yerine trenin raylarda çıkardığı metalik tıkırtılar vardı şimdi. Anneannesi onu istasyonda kollarını açarak karşıladı. Kucaklaşırken Mert, hafifçe gülümsedi ama içindeki burukluk geçmemişti. Kasaba çok sessizdi. Deniz kokusu yoktu, sadece hafif bir çam ve yosun kokusu hissediliyordu. Ev, göl kenarına yürüme mesafesindeydi ama göl, deniz gibi dalgalı değildi; neredeyse hareketsiz ve içe dönüktü. Mert ilk günlerde sürekli sıkıldığını söyledi. Ne deniz vardı, ne dondurmacı, ne de arkadaşları… Ama günlerden bir gün, göl kıyısında yürüyüş yaparken bir taşın üstünde oturup deftere bir şeyler çizen bir kızla karşılaştı. Kız, Mert’e kısa bir bakış atıp çizim yapmaya devam etti. Mert biraz merakla, biraz da çekinerek yanına yaklaştı. “Ne çiziyorsun?” diye sordu. Kız başını kaldırmadan “Göl… ve yansıyan bulutlar,” dedi. “Adın ne?” “Duru.” İlk başta az konuşan bu kız, zamanla Mert’e gölün tüm sırlarını anlatmaya başladı. Birlikte sazlıkların içine gizlice girdiler; sessizce oturup su samurlarını izlediler. Mert, kayaların altında saklanan balıkları fark ettiğinde çok şaşırdı. Duru, rengârenk kelebeklerin dans ettiği çiçek tarlasına onu götürdüğünde, Mert ilk kez burada olmaktan mutlu hissetti. Mert, yanında getirdiği deftere kendi çizdiği çizgi romanları gösterdiğinde Duru’nun gözleri parladı. “Sen harika çiziyorsun! Ben de bir gün göl hakkında bir kitap yazmak istiyorum. Sen resimlerini yapsan mesela?” dedi. Bu fikir Mert’in çok hoşuna gitmişti. Böylece her gün bir araya gelip bir defterin sayfalarını birlikte doldurmaya başladılar. Bazen bir kurbağayı çizerken, bazen göle düşen bir yaprağın hikâyesini yazarken zaman geçiveriyordu. Bir gün, fırtınalı bir akşam öncesi, gölde çıkan küçük dalgaları birlikte izlediler. Duru, “Göl aslında sessiz gibi görünür ama içinde binlerce ses taşır,” dedi. Mert o an, bu sakin gölü sevmeye başladığını fark etti.

Tatilin sonuna geldiklerinde, Mert dönmek istemediğini fark etti. Ayrılık günü Duru, ona kendi çizdiği bir tablo hediye etti. Gölün üzerinde süzülen kuşlar, arka planda yumuşak bulutlar ve defterin köşesinde küçük bir not: “Burası seni bekliyor olacak.” Mert tabloyu alırken “Seneye yine geleceğim,” dedi. “Bu defterde kalan boş sayfaları dolduracağız. Belki sonunda kitabımızı bastırırız!” Duru gülümsedi. “Olabilir. Kitaplar hayal kuran arkadaşlarla başlar zaten.” Mert trene binerken bu kez camdan dışarı umutla baktı. Bu yaz deniz yoktu ama gölün saklı hikâyeleri ve bir arkadaş kazanmıştı. Ve bazı tatiller, hiç beklemediğin anda en unutulmaz olanlardı. Bu hikâye de burada bitmiş.
Daha fazla uzun hikaye okumak isterseniz Uzun Hikayeler kategorimizi inceleyebilirsiniz.

